• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/yedikedi
  • https://www.twitter.com/alinin_teki

İyi, güzel, faydalı paylaşımlar

Faydalı olabildiysek ne mutlu

Videolar
Ziyaret

Gülümseten Öyküler


Vak vak vak vak?    30.08.2017

Çin’de görevli bir Amerikalı subay, Pekin’deki lokantalardan birine girer.

Garsonlardan biri yanına gelir ve mönüyü uzatır. Subay mönüdeki Çince yazılardan hiçbir şey anlamaz ve listeden rast gele bir şeyi parmağıyla gösterir garsona. Ve garsonun ne getireceğini de merak eder. Az sonra garson elinde meyve tabağıyla gelir.

Subayın karnı açtır, meyve tabağını kenara koyup mönüden başka bir şeyi gösterir. Garson bu sefer de pasta ile gelince Amerikalı subay yan masalardan et yiyen Çinlileri işaret ederek et istediğini anlatmak ister.

Garson gider ve et yemeği getirir. Büyük bir iştahla eti yemeye koyulan subay karnı biraz doyunca etin tadının bir tuhaf olduğunu anlar. Biraz düşününce burası Pekin olduğuna göre bu da olsa olsa  Pekin ördeği etidir diye düşünür.

Ve sormak için garsonu çağırır. Garsona eti gösterdikten sonra kollarını kanat gibi çırparak “ Vak vak, vak vak!” der. Çinli garson hayır anlamında başını sallayıp şöyle der: “Hav hav, hav hav!”




0 Yorum - Yorum Yaz

Kurabiye hırsızı    30.08.2017

Bir kadın havaalanında uçağının kalkış saatini bekliyordu.

Bir paket kurabiye ve bir kitap alıp bir banka oturdu. Ne var ki bankta bir adam oturuyordu. Üstelik ikisinin arasında duran paketteki kurabiyelerden birer birer alıp yiyordu.

Kadın bir yandan kitabını okuyor bir yandan kurabiyesini yiyor ve arada bir saati kontrol ediyordu. İçin için de kurabiyeleri aşıran adama öfkeleniyordu.

Derken pakette sadece bir kurabiye kaldı. Şimdi kurabiye hırsızının ne yapacağını merak ediyordu. Göz ucuyla adama baktı. Adamın yüzünde sinirli bir gülümseme vardı. Paketteki kurabiyeyi alan adan ikiye bölüp yarısını kadına uzattı. Kadın adamın kabalığına ve cüretkârlığına hayret ederken bineceği uçağın vaktinin geldiği anons edilince hızla kalktı

Uçağına binen kadın koltuğuna yaslandı. Kitabını çıkarmak için çantasına elini uzattığında bir sürprizle karşılaştı. Kurabiye paketi hâlâ çantadaydı. İşte o an asıl kurabiye hırsızının kim olduğunu anladı. Ama özür dilemek için çok geçti.

(Valerie Cox’a ait hikayeden kısaltılmıştır.)




0 Yorum - Yorum Yaz

Komşuya verilen ders    30.08.2017

Bir bahçıvanla tavuk üreticisi komşudurlar. Bahçıvan sürekli tavukçunun çitlerini tamir edip tavuklarına sahip çıkmasını söyler durur. Fakat tavukçu oralı olmaz. Tavuklar komşunun bahçesinde gezerler.

Bir süre düşünen bahçıvan bu meseleyi kendisi çözmeye karar verir. Gece gizlice bahçesinin çeşitli yerlerine yumurta koyar.

Ertesi sabah da tavukçunun dışarıda olduğu sırada ve ona göstere göstere bahçeden yumurtaları toplar. Akşama kalmadan tavukçu çitleri tamir etmiştir bile.
(Harold Helfer)




0 Yorum - Yorum Yaz

Soğan    30.08.2017

Kurnaz bir tüccar uzak bir adada yaşayan yerlilerin çok miktarda altına sahip olduğunu öğrenir.

Bir gemiye soğan doldurarak yola çıkar. Adadaki yerliler hayatlarında ilk defa yedikleri soğanın tadını çok beğenirler. Bunun karşılığında tüccarın gemisini altınla doldururlar.

Bu haberi başka bir kurnaz tüccar duyar. Soğanı sevdilerse sarımsağı daha çok severler, diye düşünüp bir gemi dolusu sarımsakla adanın yolunu tutar.

Yerliler sarımsağı soğandan daha çok severler. Bunun karşılığının altınla bile ödenemeyeceğini düşünüp ellerindeki en kıymetli şeyle yollarlar tüccarı: Bir gemi dolusu soğan!




0 Yorum - Yorum Yaz

Kitap adı    30.08.2017

Adamın biri bir kitap yayınlamıştı. Adı “Çirkin Kadınlara Tavsiyeler” idi. Kitap hiç satmadı.

Bunun üzerine adam kitabının adını şöyle değiştirdi: Nasıl Güzel Olabilirim? Kitap ilk baskısına göre biraz fazla sattı ama yeterli değildi.

Adam kitabının adını bir daha değiştirdiğinde kitap adeta kapışılmıştı. Kitabın yeni adı şuydu: Bütün Güzel Kadınlara Tavsiyeler




0 Yorum - Yorum Yaz

Öküz    30.08.2017

Tek şeritli bir yolda iki araç birbirlerine yaklaşmaktadırlar. Araçlardan birinde bir kadın, diğerinde ise bir adam vardır.

Araçlar yan yana gelince adam camını açıp kadına “Öküz!” diye bağırır. Adam sözüne devam edemeden kadın da camından kafasını çıkarıp adama “Hayvan!” diye bağırır.

Böylece iki araç birbirlerinden uzaklaşıp yollarına devam ederler. Ve kadın az ilerdeki virajı dönerken yol ortasında duran öküze çarpar.




0 Yorum - Yorum Yaz

Misafirin köpeği    30.08.2017

    Zil sesini duyup kapıyı açan adam yıllardır görmediği dostu ve onun yanında bir köpekle karşılaşır. Ve ikisini de içeri buyur eder.

    Arkadaşlar içeri girip sohbete koyulduklarında köpek ortalığı kırıp dökmeye başlamıştır bile. Sonra koltuğa oturup koltuğun döşemelerini kemirir. Ama ev sahibi dostunun hatırına köpeğe ses çıkarmaz.

    Nihayet misafir izin isteyip kalkar. Köpeği çağırmadığını gören ev sahibi arkadaşına sorar: Köpeğini burada mı bırakacaksın? Adam hayretle cevaplar: Ben o köpekle kapıda karşılaştım! Senin değil miydi?




0 Yorum - Yorum Yaz

Kurtarma ekibi    30.08.2017

Kanada’da bir Kızılderili köyünü sel basar. Kurtarmak için bir helikopter gönderilir. Helikopter çalışanları bütün gün çalıştıkları halde köyün tamamını kurtaramazlar.

Kızılderililer topla topla bitmez. Sonra bir hesap yapan helikopter pilotu kurtardıkları kişi sayısının köy nüfusundan fazla olduğunu anlar.

Meğer helikoptere binmekten hoşlanan Kızılderililer kurtarıldıktan sonra kendilerini yeniden suya atmaktadırlar.  
(Sports Illustrated)




0 Yorum - Yorum Yaz

Ücret ödeme yöntemi    30.08.2017

Fransız romancısı Honore de Balzac Polonya’yı ziyarete gitmişti. Fakat buranın dilini bilmiyordu.

Fransa’ya döndüğünde taksicilere ücretlerini nasıl doğru verdiğini şöyle anlatmıştı: Çok basit bir yöntem bulmuştum. Onlara tek tek bozuk para veriyordum.

Arabacının yüzü gülene kadar para vermeye devam ediyordum. Arabacı gülümseyince de son verdiğim parayı geri alıyordum. Çünkü fazla ödediğimi anlıyordum.




0 Yorum - Yorum Yaz

Ne ekersen onu biçersin    30.08.2017

Bir fırıncı yakınındaki bir çiftçiden tereyağı alıyordu. Bir gün aldığı tereyağının üç kilo olması gerekirken daha hafif olduğunu fark etti. Artık aldığı tereyağlarını tartıyordu. Her defasında aldığı tereyağlarının daha da hafiflediğini görüyordu. Sonunda bir gün çok sinirlenip dava açtı. Çiftçi ile mahkemede karşı karşıya geldiler. Hakim çiftçiyle konuşmaya başladı:

- Senin terazin yok mu?

- Var efendim.

- Peki ya kiloların?

- Yok efendim. Lüzum da yok.

- Kilon yoksa fırıncıya verdiğin tereyağlarını nasıl tartıyorsun?

- Çok basit efendim. Ben bu fırıncıdan ekmek alıyorum. Ekmeklerin tanesi bir kilo. Terazinin bir kefesine üç ekmek, diğer kefesine de tereyağı koyuyorum. Eğer tereyağı eksik geliyorsa bu benim değil çiftçinin hatasıdır.

Bunun üzerine hakim çiftçiye beraat kararı verdi. Mahkeme masraflarını da fırıncı ödedi.





0 Yorum - Yorum Yaz

Oh!    30.08.2017

Çok eskiden Arap çöllerinde yaşayan bir adamın ilginç bir devesi vardı. Bu deve “oh” deyince yürür, “oh oh” deyince koşar, “amin” deyince de dururdu.

Bir gün adam deveyi satmak için pazara götürdü. İlginç özelliğinden dolayı da devesine fazla fiyat biçmişti. Bir adam deveye müşteri oldu. Eğer anlattığın gibiyse bu deveyi alacağım deyip denemek için deveye bindi.

Adam “oh” deyince deve yürümeye başladı. Sonra “oh oh” deyince deve hızlandı. Deve o kadar hızlı gitmeye başlamıştı ki üstündeki adam korkudan durdurmak için söyleyeceği sözü unuttu.

Devenin gitmekte olduğu yönde uçurum olduğunu gören adam tam öleceğini düşünürken birden sözü hatırladı ve “amin” dedi. Deve tam uçurumun dibinde durdu. Adamcağız ölümden kurtulmanın sevinciyle rahat bir nefes aldıktan sonra “oh” dedi. (Şadi Eren)




0 Yorum - Yorum Yaz

Hayat çizgisi    30.08.2017

Güneydoğu Asya’da büyük bir inşaat firmasında çalışan Amerikalı mühendis işi gereği şantiyeden şantiyeye dolaşıyordu.

Yine bir gün çok uzaktaki bir inşaata gitmek üzereyken onu götürecek olan kamyon şoförü birden bire elini tutup avucunu inceleyerek “ Uzun bir hayat çizginiz var.” Dedi. Mühendis oldukça eski olan kamyona binerken şoföre sordu: Hayat çizgime neden baktınız?

Şoför yokuş aşağı, keskin bir virajı dönerken cevap verdi: Frenler tutmuyor da!
(Reader’s Digest)




0 Yorum - Yorum Yaz

Yumurta    30.08.2017

   Tung Mao fakir bir adamdı. Günlerden bir gün birisinden hediye olarak bir yumurta aldı. Tung Mao bu hediyeyi karısına göstermek için eve koştu. Yumurtayı karısına göstererek sevinç içinde bağırdı:

- Şuna bir bak! Sonunda zengin olabileceğiz!

Karısı ise bu söze şaştı:

- Bununla mı zengin olacağız?

Adam “Sende de hiç akıl yok!” diyerek karısına dudak büktü. Sonrada anlatmaya başladı:

- Bak şimdi! Yumurtayı bu gece komşunun yumurtalarının arasına koyacağım. Civcivler çıktığında dişi olanlardan birini seçip alacağım. Bu dişi civciv büyüyüp güzel bir tavuk olacak ve bir sürü yumurtlayacak. Bu yumurtalar sayesinde bir sürü tavuğumuz olacak. Onlar da yumurtlayacak ve tavuklarımızın sayısı artacak. O kadar çok tavuğumuz olacak ki bunları satıp bir inek alacağız. Bu inek yavrulayacak. Birkaç seneye kadar inek ve buzağıların satışından kazanacağımız parayla bir ev ve tarla alacağız. Paranın bir kısmıyla da güzel elbiseler ve ev eşyaları alacağız. Eğer para artarsa bir de genç ve güzel bir hizmetçi alırım.

Sözün burasında karısı lafa girdi:

- Ne?! Genç ve güzel bir hizmetçi ha! Senin niyetin bozuk!

Ve yumurtayı alıp duvara fırlattı.    
(Çin Halk Hikayesi)





0 Yorum - Yorum Yaz

Satıcı giremez    30.08.2017

Kapımıza dikilen seyyar satıcı pek yapışkandı. “ Mallarımın arasında mutlaka işinize yarayacak bir şey vardır. Fırçalar, kaşıklar, kağıtlar, defterler, kalemler ne isterseniz.” diyordu.

Ben ise: “ Bende de hepsinden ihtiyacıma yetecek kadar var.” diyordum. Sonunda çantasından bir yığın tabela çıkardı. Öyleyse bunlardan birini mutlaka almalısınız” dedi. Şöyle bir göz gezdirdikten sonra tabelalardan birini almak zorunda kaldım. Tabelada “ SEYYAR SATICILARIN GİRMESİ YASAKTIR! yazıyordu.




0 Yorum - Yorum Yaz

Sakin ol Bernard    30.08.2017

Genç bir baba, küçük oğlunun arabasını kaldırımda sürerken, bebek arabadan inmek istiyor, oyuncaklarını yola atıyor, sonra da avazı çıktığı kadar bağırıp babasından oyuncaklarını geri istiyordu. Çaresiz genç baba ise oyuncakları atılan yerden alıp, tozunu toprağını temizliyor ve çocuğuna veriyordu. Ama bebek oyuncakları alır almaz yeniden yere fırlatıyordu. Genç baba sakin bir sesle: "Sakin ol Bernard. Kendine hakim ol oğlum!" diye söylenip duruyordu. Uzaktan olanları izleyen bir kadın bu genç babayı tebrik etmek için yanlarına geldi.

- Siz çocuklarla nasıl anlaşılacağını çok iyi kavramışsınız. Tebrik ederim, dedi. Ve çocuğa doğru eğilerek konuştu:

- Demek bu afacanın adı Bernard öyle mi?

Genç baba cevapladı:

- Hayır. Onun adı Andre. Bernard benim.




0 Yorum - Yorum Yaz

On yedi deve    30.08.2017

   Bir zamanlar üç oğlu olan yaşlı bir adam varmış. Adam ölüm döşeğinde olduğunu hissedince evlatlarını başına toplamış ve:

   "Evlatlarım" demiş. Ben gayrı gidiciyim. Ölmeden malımı mülkümü aranızda paylaştırayım da sonra kavga etmeyesiniz. Adam böyle dedikten sonra mallarının yarısını büyük oğluna, üçte birini ortanca oğluna ve dokuzda birini de en küçük oğluna bıraktığını söylemiş.

   Adam öldükten sonra çocuklar babalarından kalan mirası toplamışlar. Miras, 17 tane deveden ibaretmiş. 17 deveyi babalarının vasiyeti üzere bölüşmeye çalışmışlar. Bir türlü işin içinden çıkamayınca da babalarının en yakın arkadaşı olan bir ihtiyara gitmeyi kararlaştırmışlar. Adam:

   "Ben fakirim biliyorsunuz" demiş. Sadece bir tane devem var. Madem siz bu develeri paylaşamadınız, benim devem de sizin olsun. Böylelikle 18 tane olan develerin 9 tanesini büyük oğlana, 6 tanesini ortanca oğlana, 2 tanesini de küçük oğlana vermiş. Geriye bir deve kalmış. O deveyi de yeniden kendisi almış.




0 Yorum - Yorum Yaz

Nasihat    30.08.2017

Son günlerde müthiş bir hastalığa tutulmuştum. “Nasihat Çekme Hastalığı.

Çevremdekilerin hâl ve hareketlerinden konuşmalarına ve hatta kıyafetlerine kadar her şeylerine bir kulp takıyor ve çektiğim nutuklarla, onların hayatına yön vermeye çalışıyordum.

O gün otobüste rastladığım çocukların da sözlerimden mahrum kalmamalarını istemiştim. Her ikisinin de 7-8 yaşlarında olduğunu tahmin ediyordum. Önümdeki koltuğa anneleriyle birlikte oturmuşlar ve çantalarına sıkı sıkıya sarılmışlardı.

Birisinin bana doğru bakmasından istifade ederek:

- Merhaba delikanlı, dedim. Herhalde okula gidiyorsun. Söyle bakalım İslâm’ın şartı kaç?

Çocuk tepeden inme bu soru karşısında ne diyeceğini bilememiş ve yüzüme şaşkın şaşkın baktıktan sonra başını öne eğmişti. Belli ki böyle bir şeyden haberi bile yoktu.

      Bu sefer diğerinin omzuna dokunup:

- Kardeşin sorduğum soruyu bilemedi, dedim. Peki sen Peygamberimizin ismini biliyor musun?

O da cevap verememiş ve üstelik hiç aldırmamış gibi görünerek, kardeşi ile birlikte gülüşmeye başlamıştı.

Can sıkıntısıyla annelerine dönüp:

- Çocukların bu kadar boş yetişmelerinden üzüntü duymalıyız, dedim. Üstelik okula da gidiyorlar değil mi?

Kadın hüzünlü bir ifadeyle:

- İki yıldır getirip götürüyorum, dedi. Ama sorularınıza cevap verebileceklerini zannetmiyorum.

Sesimi biraz daha yükselterek:

- Bu basit bilgileri okulda öğrenmeseler bile sizin vermeniz gerekirdi, dedim. Memleketin geleceği onlara bağlı öyle değil mi?

Kadın, herhalde suçunun büyüklüğünü anlamış ve bir şeyler diyecek gibi olmasına rağmen, susmayı tercih etmişti. Birkaç durak sonra otobüsten indi ve çocukların ellerinden tutarak, okul olduğu anlaşılan bir binaya doğru ilerledi.

Otobüs camının buğusunu silerek, girdikleri kapının üzerindeki yazıyı okudum.

“Sağır ve Dilsizler Okulu” yazıyordu.

(Cüneyd Suavi'nin Hayatın İçinden adlı kitabından alınmıştır.)




0 Yorum - Yorum Yaz

Kral, müneccim ve eşek    30.08.2017

Eski çağlarda bir kral hava durumunu öğrenmek için bir müneccim tutmuştu.

Kral bir gün balığa çıkmaya karar verdi. Balık tutmak için gideceği yer de sevdiği kızın evinin önündeki göl kenarıydı. Kral sevdiği kıza güzel görünmek için en yeni elbiselerinden birini giymişti. Ama yağmur yağıp da güzelim elbisesi bozulur diye kaygılanıp müneccime gitti. Müneccime havanın nasıl olacağını sordu. Müneccim:

- Kralım hiç kaygılanmayın, bir damla bile yağmur yağmayacak, dedi.

Kral da gönül rahatlığıyla balığa çıktı. Bir süre sonra bir köylüyle karşılaştı. Köylü kralı selamladıktan sonra konuştu:

- Saygıdeğer kralım. Güzel elbisesinizin bozulmasını istemiyorsanız bir an önce saraya dönseniz iyi olur. Çünkü müthiş bir sağanak geliyor.

Kral şaşkındı:

- Nasıl olur? Az önce müneccime sordum. Bir damla bile yağmur yağmayacak dedi. Ona mı inanayım, sana mı, diye cevap verdi.

Kral yoluna devam etti. Ama az sonra müthiş bir yağmur başladı ve kral sırılsıklam oldu. Saraya döndüğünde de ilk iş olarak müneccimi kovdu ve adamlarına emir verip o köylüyü bulup getirmelerini istedi. Bir süre sonra köylü saraya geldi. Kral köylüye kendisini müneccimbaşı tayin ettiğini söyleyince köylü boynunu bükerek konuştu:

- Ben müneccim değilim efendimiz. Yağmur yağacağı zaman eşeğim kulaklarını indirir. Sizinle karşılaştığımız vakit eşeğim kulaklarını o kadar indirmişti ki sağanak olacağını anlamıştım.




0 Yorum - Yorum Yaz

Dördüncü çocuk    30.08.2017

On iki yıldır evli olan bir çift boşanmaya karar vermişlerdi. Üç tane de çocukları vardı. Mahkemede ikisi de çocuklarının kendisinde kalmasını istiyorlardı.

Hakim ikisini de dinledikten sonra Hazreti Süleyman'ın adaletini hatırlatan bir karar verdi:

- Görüyorum ki ikiniz de çocuklarınızı çok seviyorsunuz. Ama üç çocuğunuz var. Bunları aranızda eşit olarak paylaştıramam. İyisi mi siz evinize dönün. Bir çocuğunuz daha olsun öyle gelin. O zaman davanızı sonuçlandırabilirim.

Bir sene sonra hakim bu mutlu çiftin dördüncü çocuğunun isim babası olmaya davet edildi.




0 Yorum - Yorum Yaz

Ah şu doktorlar    30.08.2017

Adam, doktora gidip son zamanlarda gözlerinin dışarı fırladığını, kulaklarının da uğuldadığını söyledi. Bunu üzerine doktor adamı muayene etti ve “Maalesef bademciklerinizin alınması gerekiyor.” dedi.

Adam bademciklerini aldırdı ama şikayetleri devam edince başka bir doktora gitti. Bu doktor da muayeneden sonra bütün dişlerinin çekilmesi gerektiğini söyledi adama. Ve adam bütün dişlerini çektirdi. Ama gözlerinin patlaklığı, kulaklarının uğuldaması geçmedi.

Üçüncü bir doktora başvurdu adam. Bu doktorun teşhisi ise bambaşkaydı. Bu doktora göre adamın sadece altı ay ömrü kalmıştı.

Adam yakında öleceğini öğrenince ömrünün son aylarını krallar gibi yaşamaya karar verdi. Son model bir araba alıp bir de şoför tuttu. Lüks bir otelin en iyi odasını kiraladı. Meşhur bir terziye de yeni giysiler ısmarladı. Gömleklerin ölçüsünü verirken terziyle adam arasında şu konuşma geçti:

- Kollar 16, yaka 34 değil mi efendim?

- Hayır 33!

Terzi yakayı bir kez daha ölçtükten sonra:

- 34!

- Ama ben hep 33 giyerim.

- Siz bilirsiniz. Ama sizi uyarayım. Böyle dar yaka giyerseniz gözleriniz pörtler, kulaklarınız da uğuldar!




0 Yorum - Yorum Yaz

Yanlış adres    30.08.2017

Soğuk bir kış gecesi komşumun kapısının yumruklanmasıyla uyandım. Komşumun uykusunun ağır olduğunu bildiğimden, yatağımdan kalkarak kapıyı açınca postacıyla karşılaştım. “Nedir bu gürültü?” der gibisinden adamın suratına bakınca:

“Acil bir telgraf efendim.” Dedi. “Komşunuzu uyandırmalıyım.” 

Postacı ve ben komşum uyanıncaya kadar kapıyı yumrukladık. Sonunda komşum, uyku sersemi bir halde kapıyı açtığında postacı ona telgrafı uzatarak:

“ Norman Hummon’a telgraf.” Dedi.

İşte o an komşumun bana sert sert bakışını hiç unutmayacağım. Çünkü telgraf banaydı.

(Norman Hummon)




0 Yorum - Yorum Yaz

Kovuldum mu?    30.08.2017

   IBM'in kurucusu olan Tom Watson'un yardımcılarından biri bir hata yapar ve bu hata şirkete 10 milyon dolara patlar. Hemen patronun bürosuna çağrılır. Odaya girer girmez "Sanırım istifa etmemi istiyorsunuz." diyen yardımcısına Watson en iyi eğitimin yapılan hatalardan alınacak dersler olduğunu anlatan bir yanıt verir: "Şaka mı yapıyorsun! Sadece eğitimin için 10 milyon dolar harcadık. Eğitimi için bu kadar para harcadığımız birinin işten ayrılmasına izin vermeyiz."


0 Yorum - Yorum Yaz

Dilenciliğin 3 kuralı    30.08.2017

Bağdat'ta Abbas Oş adında meşhur bir dilenci varmış. Sefilin biri bu dilencinin şöhretinden istifade etmek için onu kollamaya başlamış. Derken bir Ramazan günü hamama girdiğini gördüğü Abbas'ın peşinden dalmış içeri ve kurna başında yanına geçip şöyle demiş:

- Efendi! Ben dilenciliğe başlamaya karar verdim. Bu asil sanatın püf noktalarını benden esirgemeyin lüften! Şu mübarek geceler hürmetine bana bunları öğretin!

Abbas, adamın sözlerinden mest olmuşve anlatmaya başlamış:

- Peki, öğreteyim. Dilenciliğin 3 temel kuralı vardır. İyi dinle kulağına küpe yap.

Bir, her nerede olursa olsun istemelisin. 

İki, kimden olursa olsun istemelisin.

Üç, her ne olursa olsun istemelisin.

Yeni yetme dilenci oracıkta Abbas'ın elini öperek demiş ki: 

- Ustam! Ben fakirim. Allah rızası için bir şey!

Abbas şaşırmış.

- Yahu burası hamam! Burada dilencilik olur mu?

- Ama siz nerede olursa olsun isteyin dediniz.

- İyi de ben de senin gibi fakirim.

- Ama siz kimden olursa olsun iste demediniz mi?

- Hayda! Hamamda ben sana ne vereyim? Elbisem dışarıda. Tasım, tarağım ve usturamdan başka bi şeyim yok.

Yeni yetme dilenci "Siz her ne olursa olsun iste dememiş miydiniz?" demiş ve tası tarağı toplayıp gitmiş. Dilencilerin pîri Abbas da arkasından bakakalmış.




0 Yorum - Yorum Yaz

Ağlatan vaaz    30.08.2017

   Hoca, konuşmasını yapmak üzere caminin kürsüsüne çıkıp vaazına başlar. Hoca konuşmaya başlayınca, cemaatten yaşlı bir adam ağlamaya başlar. Hoca anlattıkça o ağlar. Ne kadar etkili vaaz ettiğini düşünen hoca, yaşlı adam ağladıkça coşar. Konuşma bitince kürsüden iner. Ağlayan adamla yüz yüze gelir. Biraz gururla, “Yâ amca, niye bu kadar ağladın ki?” der. Yaşlı adam: “Âh evladım âh! Ben ağır işitiyorum. Sen kürsüde o kadar coşarak anlatıyordun ki keşke şu kulaklarım duysa da ne dediğini anlasam diye ağlıyordum!”

   Not: Semerkand Takviminden alınmıştır.




0 Yorum - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam28
Toplam Ziyaret18473
Anket
Kitap okuma sıklığınız nedir?