• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/yedikedi
  • https://www.twitter.com/alinin_teki

İyi, güzel, faydalı paylaşımlar

Faydalı olabildiysek ne mutlu

Videolar
Ziyaret

Fıkralar

Her sabah ezan okuyan bir horoz varmış. Bir gün sahibi:

- Tekrar tekrar ezan okuma! Yoksa tüylerini yolarım, demiş.

Horoz korkmuş ve kendi kendine düşünmüş:
- Zaruretler mahzurları mübah kılar. Canımı kurtarmak için ezan okumaktan vazgeçmeliyim. Nasıl olsa başka horozlar var. Her halükarda onlar ezan okur.
Ve horoz ezan okumayı bırakmış.

Bir hafta sonra sahibi tekrar gelip:
- Eğer tavuklar gibi gıdaklamazsan senin tüylerini yolarım, demiş.

Horoz bu tehdit üzerine horozluktan da vazgeçmiş ve tavuklar gibi gıdaklamaya başlamış.

Tam bir ay gıdakladıktan sonra sahibi tekrar gelmiş ve bu kez şöyle demiş:

- Şimdi de tavuklar gibi yumurtlayacaksın yoksa yarın seni keserim!!!

Bunun üzerine horoz ağlamaya başlamış ve demiş ki:
- Keşke ezan okurken ölseydim!!!

 

Akıllı köpek

Vaktiyle Afrika'da küçük bir köpek, kelebek peşinde koşarken ormanda kayboldu. Küçük köpek bir leoparın kendisine doğru yaklaşmakta olduğunu görünce yerde bulduğu kemikleri yalanmaya başladı. Bir yandan da leoparın duyacağı şekilde "Amma da lezzetli leoparmış." diyerek ağzını şapırdattı. Bunu duyan leopar köpekten korkup saldırmaktan vazgeçti. Tüm bu olup bitenleri maymunun biri görmüştü. Maymun olup bitenleri leopara anlatırsa onunla arasının iyi olacağını düşünerek gidip ona anlattı. Leopar öfkelendi ve maymuna sırtıma atla da gidip şu uyanığa dersini verelim dedi. Leoparın sırtında maymunla geldiğini gören küçük köpek onları görmemiş gibi yaparak söylenmeye başladı: Nerde kaldı bu maymun! Akşam yemeği için leopar getirecekti. 

Turşu mu darbe mi?

Güney Amerika'da bir uzmana sormuşlar:

-Turşu yapmak mı daha kolaydır, darbe yapmak mı?

Uzman cevap vermiş: 

- Darbe yapmak kolaydır. Çünkü hıyar turşusu yapacaksan aynı boyda hıyarlar bulup bunları kıvamında tuz, sirke ve limon içinde bir müddet bekletmek gerekir. Sizin anlayacağınız uzun iş. Ama darbe yapmak için üç hıyar yeterlidir.

Benim paramla

Adamın biri dilenciye beş lira verir. Dilenci parayı alır ama adama sitemle sorar:

- Yahu sen iki yıl önce bana hep yirmi lira verirdin. Geçtiğimiz yıl on liraya düşürdün şimdi de beş lira veriyorsun, neden?

Adam:

- İki sene önce evlendim bu sene de çocuğum oldu. Durum bundan ibaret, deyince dilenci:

- Vaay, demiş. Demek benim paramla ev geçindiriyorsun.

Balıkçı ve balık

Dursun Temel'e sormuş:

- Ula Temel, evlenme yıldönümlerini erkekler neden hep unutur da kadınlar unutmaz?

Temel cevap vermiş:

- Uşağum, demiş kadınlar balıkçı gibidir de ondan.

Dursun'un anlamaz gözlerle baktığını görünce de devam etmiş:

- Bir balıkçı oltasına takılan balığı hiç unutmaz, balık ise bu anı hep unutmayı tercih eder. 

Yahudi dilenci

Roma’da Hıristiyanların pazar ayini varmış. Papa'nın bile katıldığı bu büyk ayinde ortalık mahşer yeri gibiymiş! Ama kilisenin kapısında iki adam dikkat çekiyormuş. Bunların önünde de yazılı iki levha varmış:

Levhanın birinde, “Hıristiyan kardeşinize yardım edin.” diğerinde ise “Yahudi kardeşinize yardım edin.” yazıyormuş.

Ayinden çıkanlar iki dilenciye de bakıyor ve tabi ki Hıristiyan olana para veriyorlarmış, üstüne üstlük Yahudi olana pis bakışlar atıyorlarmış.

Ayinden çıkan biri, Yahudi olan dilencinin yanına yaklaşmış ve demiş ki,

- Yahu bari başka bir şey yazsaydın, bu şekilde kimse sana yardım etmez.

Yahudi olan öteki sözde Hıristiyan olana seslenmiş:

- Hey Salamon! Şu herife bak, gelmiş bize ticaret öğretiyor!

Nereye gidelim?

Temel işten gelmiş. Karısı: 

- Sorma Temel. Bugün doktora gittim.

- Eee ne dedi doktor?

- Deniz kenarında bir ay tatil yapmam gerekiyormuş. Nereye gidelim dersin?

- Başka bir doktora.

Dua

Vaktiyle bir kanaat önderini milletvekilleri ziyaret eder. Ziyaretin ardından vedalaşıp ayrıldıklarında çevresindekiler sorarlar:

-Efendim, sizi ziyarete gelen milletvekillerine dua ediyor musunuz?

Kanaat önderi: Hayır, der. Milletvekillerine bakıp memleketim için dua ediyorum.

Zorlu seçim

Zengin, kendini beğenmiş ve her istediğini yaptırmaya alışmış bir kadın, ünlü bir ressama giderek portresini yapmasını istemiş. Şöyle de şart koşmuş:

- Hem bana benzesin, hem de çok güzel olsun.

Ressam, kadına şöyle bir bakmış ve şöyle demiş:

- Maalesef hanımefendi, ikisinden birini seçmek zorundasınız.

Nasıl yetişeceksin?

Sultan 2. Mahmud zamanında bir adam, Ramazan'da bazı dost ve tanıdıklarını iftara davet etmiş. Davetliler arasında meşhur şairlerden İzzet Molla da bulunuyormuş.

Yatsı ezanı okununca cemaatle namaza durmuşlar. İmam, namazı neredeyse iki secdeyi bir edecek kadar hızlı kıldırıyormuş. Çok kısa zamanda sonuncu rekâtın tahiyyatına gelmişler. O sırada dışarıdan bir adam gelip namaz kıldıklarını görünce:

- Hazır abdestim varken ben de cemaate yetişeyim, deyip safa gireceği sırada cemaat selam vermiş.

İzzet Molla dönüp adama şöyle demiş:

- Be adam! Biz içindeyken yetişemiyoruz, sen dışarıdan gelip nasıl yetişeceksin?

  İsmi Y ile başlayan çocuk

Adamın biri rastladığı sevimli çocuğa:

- Adın ne senin çocuğum? Ya da dur sen baş harfini söyle ben tahmin edeyim, der.
Çocuk cevap verir: Y.
Adam y ile başlayan isimleri bir bir sayar. Yasin der çocuk hayır anlamında başını sallar. Adam Yusuf der, çocuk yine başını iki yana sallar. Adam Yakup, Yemliha, Yunus gibi bildiği y ile başlayan erkek isimlerini sayar ancak bulamaz. Bu sefer kız isimlerini de sayar fakat çocuk hepsine hayır deyince sinirlenir "senin adın ne?" diye çıkışır çocuğa.
Çocuk cevap verir: Yamazan

Temel çocuk kaçırırsa

Ekonomik sıkıntıya giren Temel, çocuk kaçırıp fidye istemeye karar vermiş. Parkta oynayan bir çocuğu gözüne kestirmiş.
Önce bir not yazmış: “Çocuğinu kaçurdum. Bunu yapmak istemezdum ama kusura bakma çünki gerçekten paraya ihtiyacum var. Yarin sabah 7’de falan parkta filan ağacin altina siyah çantada 50 bin lira getur. İmza: Laz”
Sonra çocuğun yanına gitmiş, notu çocuğun cebine koyup, doğruca eve gitmesini ve notu babasına göstermesini söylemiş…
Ertesi sabah parka geldiğinde yazdığı ağacın dibinde, siyah çantada 50 bin lirayı bulmuş.
Paraların yanında bir de not varmış:
“Paran purada ama bir Laz hemşerisine nasil boyle bir şey yapar inanamayrum, inanamayrum.”

Savaş

Temel arkadaşı İdris’e hava atıyormuş:

- Haçan penum buyuk dedem Rus harbinde Ruslara karşı savaştı. Dedem Çanakkale harbinde inciluzlere karşı savaştı. Babam da Kurtuliş Savaşında Yunan’a karşı savaştı. Ben de Kore’de Korelilere karşı savaştım. İdris atılmış:

- Ula demiş, haçan siz de ne geçimsuz bi sülaleymişsinuz!

İslam'ın şartı

Komutan Temel’i çağırarak sorar:
- Söyle bakalım Temel İslam’ın şartı kaçtır?
- Kırktur komitanum.
Komutan çok sinirlenir ve Temel'i güzelce döver. O'nu ağzı burnu kan içinde gören Dursun sorar:
- La noldi sağa?
- Komitan İslam’ın şartunu sordu. Kırk dedum, dövdi da...
- Ula beş deseydun ya.
- Ula manyak misun! Adam daha kırkı kabul etmeyi.

Kim daha akıllı

Dursun ile Temel kahvede muhabbet ediyorlarmış. Dursun sormuş:
- Söyle bakalım Temelciğim. Sence insanlar mı daha akıllı yoksa hayvanlar mı? Temel cevap verir:
- Elbette ki hayvanlar daha akıllıdır.
- Peki niçin der Dursun. Temel nedenini şöyle açıklar:
- Benim Çomar her söylediğimi anlıyor. Ancak ben onun söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum.

Genel müdür yardımcısı

Temel, eve girince kasıla kasıla hanımına seslenir:
- Gel tebrik et kocanı. Genel müdür yardımcısı oldum.
Fadime dudak bükerek konuşur:
- Genel müdür yardımcılığı mı? Pöh! Şu markette bile bir sürü genel müdür yardımcısı var. Alıştan sorumlu olan ayrı, satıştan ayrı. Hatta poşet genel müdür yardımcısı bile var.
Temel poşetten sorumlu genel müdür yardımcılığı olamayacağını düşünerek marketi arar.
- Alo, poşetten sorumlu genel müdür yardımcısıyla görüşecektim.
Görevli soruyla cevap verir:
- Hangisi? Plastik poşetten sorumlu olan mı, kağıt poşetten sorumlu olan mı?

Nesil ve dil

Matematik dersinde öğretmen üçgenin alanını, çocuklara şu şekilde anlatır:

“Bir üç kenarlının alanı; yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun, ikiye bölümüdür.”

Çocuk bunu öğrenir. Akşam babası sorar:

- Bugün ne öğrendiniz?

- Matematik dersinde, bir üç kenarlının alanını hesaplamasını öğrendik babacığım.

- Peki nasıl öğrendiniz?

- Bir üç kenarlının alanı, yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun, ikiye bölümüdür.

- Yavrum, yanlış öğretmişler size. Doğrusu şöyle:

“Bir üçgenin alanı; tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir.”

O anda, gazete okuyan dede, dayanamaz söze karışır:

- İkisi de yanlış! Doğrusu:

“Bir müsellesin mesâha-i sathiyyesi; kâidesiyle irtifâının hâsıl-ı darbının nısfına müsâvidir.”

Ne bağırıyorsun!

Adamcağız sahilde suya düşer. Bir taraftan kurtulmak için çırpınırken, diğer taraftan da avazı çıktığı kadar imdat ister. Yoldan geçen biri sorar:
- Niye bağırıp çağırıyorsun?
- Yüzme bilmiyorum da ondan.
- Allah iyiliğini versin! Ben de yüzme bilmiyorum ama senin gibi bağırıyor muyum hiç?

 

 Tarih tekerrür etti

Delikanlılık çağındaki oğlan, babasının yanına gelerek der ki: 
- Babacığım, hatırlıyor musun? Hani vaktiyle sen, babanın arabasını ilk aldığında kaza yaptığını ve arabanın hurdahaş olduğunu söylemiştin? 
- Evet oğlum, hatırlıyorum.
- Yine hatırlıyor musun? Bir defasında da, “Tarih tekerrürden ibarettir.” demiştin?
- Evet oğlum, demiştim.
- İşte babacığım, tarih bugün tekrar etti!

Minik Necmeddin

Öğretmen minik Necmettin’e sorar:

- Kıtaları say evladım.

- Asya, Avrupa, Afrika, Avusturalya, Antarktika

- Peki ya Amerika! Amerika’yı unuttun Necmettin.

- Bana ne Amerika’dan. 


·  Üvey baba ilgisi

***

Fadime’nin kocası öleli iki yıl olmuştu. Bir gün akrabalarından biri ziyaretine gelir.

- Kız Fadime, gel seni evlendirelim. Evde bir erkeğin olması daima iyidir.

- Aman abla, bu yetişkin oğlanla beni kim alır?

- Öyle söyleme. Balıkçı İdris’in karısı öleli beş yıl oldu. Bugünlerde yeniden evlenmek istediğini söylüyormuş.

Araya girenlerin gayreti ile Fadime ile İdris, sade bir düğünle evlenirler. Aradan bir süre geçtikten sonra küçük Temel’e yolda rastlayan amcası:

- Temel, nasılsın? Üvey babanla aran iyi mi?

Küçük Temel:

- İyidir amca. Sağ olsun, benimle çok ilgileniyor. Her gün balığa çıkarken beni de yanında götürüyor. Kıyıdan bir hayli açıldıktan sonra yüzme öğreneyim diye beni denize atıyor.

- Peki, öğrenebildin mi bari?

- Öğrenmez olur muyum. Denizde beni bırakıp gittiği için her seferinde kıyıya kadar yüzmek zorunda kalıyorum.

- Peki, zor olmuyor mu?

- Yok. O kadar zor olmuyor. Ama ağzı bağlı çuvaldan dışarı çıkmakta bir hayli zorlanıyorum.

Orjinal isim

- Hocam bir erkek çocuğum oldu adını ne koyalım. Değişik olsun adı ama?
- ALLAH, salihlerden etsin. Adı Muhammed olsun.
- Yok, hocam o isim olmaz, başka?
- Ahmet olsun o zaman.
- Yok hocam, orijinal bir isim olsun.
- Nasıl orijinal olsun?
- Kur’an’da geçsin ama kimsede olmasın.
Hoca sinirlenir içten içe;
- Ee, Firavun olsun o zaman, hem Kur’an’da geçiyor hem kimsede yok.

Diploma

Üniversiteden mezun olan kız diplomasını sevinçle babasına gösterir:
- Baba nasıl diplomam? Matematik, muhasebe, iktisat, işletme, yönetim, hukuk, siyaset, ekonomi, edebiyat, felsefe hepsi pekiyi. Sınıfın en iyi notları bende. 
Baba gülümser ve cevap verir:
- Oh oh. Çok memnun oldum kızım. İnşaAllah yemek pişirmesini, dikiş dikmesini, çocuk bakmasını, çamaşır yıkamasını ve ütü yapmasını iyi bilen bir kocaya düşersin de mutlu olursun!..

Çatıya çıkmak

    Gurbetten dönen Dursun'u kardeşi temel karşılamış. Hoşbeşten sonra Dursun "Eee benim canım kedim Pamuk ne alemde? diye sormuş. Temel "Senin kedi öldü." deyince Dursun üzüntüden donakalmış. Kendine gelince sitemle konuşmuş:

- Ula sen ne kalpsiz bi adamsın. İnsan alıştıra alıştıra söyler kötü haberi. Senin kedi bi gün çatıya çıktı. İndiremedik. İtfaiye çağırdık. İtfaiye kurtaracakken damdan düştü öldü falan der. Neyse.. Eee? Babam nasıl?  

- Babam bi gün çatıya çıktı.

Moral

Mahalledeki çocukların evimin yanındaki parkta futbol oynadıklarını gördüm ve maçı seyretmeye başladım. Yanımdaki çocuğa skoru sordum. Gülümseyerek cevap verdi:

- 4-0 mağlubuz.

- Gerçekten mi? Pek moralin bozulmuş gibi görünmüyorsun da.

- Niye bozulsun moralim? Maç başlayalı daha beş dakika oldu...  (Jack Canfield)

Ben görmedim ama

Adamın biri banka soyar. Paraları alıp bankadan çıkmadan önce müşterilerden birine yaklaşır. Beni banka soyarken gördün mü diye sorar. Adam gördüm deyince adamı öldürür. Başka bir adama da aynı soruyu sorunca onun cevabı şöyle olur: Hayır ben görmedim. Ama karım gördü.

Kimin kimsen yok mu?

Hapishane müdürü hiç ziyaretçisi gelmeyen mahkûma sorar:
- Senin hiç kimsen yok mu? Gelip gidenin olmuyor.
- Olmaz olur mu efendim? Hem de pek çok ama, hepsi de içerde.

Kalabalığı dağıtma yöntemi

Cimriliğiyle ünlü İskoçya’da polis okulunda öğrenciye sordular:

- Büyük bir kargaşa baş gösterdi. Herkes birbirine girmiş, silahlar patlıyor. Söyle bakalım bu kalabalığı nasıl dağıtırsın?

Öğrenci hiç düşünmeden cevapladı:

- Hemen boynuma bir kutu asıp bağış toplamaya başlarım.

Aynadaki tanıdık

Temel ile Dursun yürürken Temel yerde bir ayna bulmuş. Aynayı alıp bakmış ve

- Ula Tursun, demiş. Ha bu aynadaki adam pağa tanuduk geliy.

Dursun aynayı alıp bakmış ve:

- Ula salak, demiş. Tabi tanıdık gelir. Aynadaki benum.

Geldik

Temel ile Dursun paraşüt ile atlarlar. Yere otuz kırk metre kalınca Temel bağırır:

- Ula Tursun paraşütüm açulmadi.

Dursun:

- Boş ver Temel celdik zaten.



·  Kısım kısım

Ufak bir suçtan hapse giren Temel’in koğuş arkadaşı sık sık doktora gitmektedir. Adam doktora her gidişinde bir uzvu kesilmektedir.  Bir gün bacağı, bir gün eli, bir gün kolu.. Son gelişinde Temel arkadaşına gülerek takılır:

- Uy hemşerum sanma ki anlamayrum. Bağa kalırsa sen kısum kısum firar edeysun.

Vesikalık

Temel’in vesikalık fotoğraf çektirmesi gerekir. Arkadaşı Dursun Temel’e:

            -Sen şuraya bir çukur kaz ben fotoğraf makinesi alıp geliyorum, demiş. Bir süre sonra Dursun gelmiş bir de bakmış ki Temel 8 tane çukur kazmış. Dursun şaşırarak:

            - Niye 8 tane çukur kazdın, deyince Temel:

            - 8 Tane fotoğraf çekmeyecek miydik? İşte onun için, demiş.

Dursun sitemle yanıtlamış:

Hiç gerek yoktu. Ben zaten 8 tane fotoğraf makinesi getirmiştim.

Şükret ki

Cemal Temel'e:

- Ula Temel, turumum çok kötü. Gırtlağuma kadar porç içindeyum.

- Uyy Cemal! Şüçret çi poyun çısa.

O hasta değil

Bir röportaj için akıl hastanesine giden gazeteci, başhekimle odaları dolaşıyordu. Bayan gazeteci, kendilerine ters ters bakan bir kadın gördü. Doktora sordu:

- Çok mu tehlikeli?

- Oldukça tehlikeli.

- Neden böyle serbest bırakıyorsunuz? Kapasanız.

- Kapayamam. Çünkü o hasta değil bizim hanım.

Normal biri

Meraklının biri, akıl hastanesi ziyareti sırasında doktora sormuş:

- Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağına nasıl karar veriyorsunuz?
- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya, kaşık, fincan ve bir kova gösterip küveti nasıl boşaltmayı tercih edeceğini soruyoruz.
- Şimdi anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder, değil mi?
- Hayır. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.

Dikkat alçak köprü

Temel kamyonuyla otoyolda giderken "Dikkat alçak köprü." yazısını görmesiyle köprünün altına sıkışması bir olmuş. Uyarı levhasının köprüden çok önce konulmamasına sinirlenmiş. Otoyol kapanmış. Arkada kilometrelerce araç birikmiş. Haber vermesine rağmen trafik ekibi ancak saatler sonra gelmiş. Ekipten bir polis aracından inip ağır adımlarla Temel'in yanına gelip: Demek sıkıştın ha, demiş.

Temel hayır memur bey, demiş. Köprüyü taşıyordum, mazotum bitti.

Daha rahatmış

Dul kadın ruh çağırma seansında ölü kocasının ruhunu çağırır, konuşmaya başlarlar,

- Ahirette dünyadakinden daha mı rahatsın?

- Evet.

- Cennettesin yani.

- Hayır, cehennemdeyim!

Hepsi bu kadar mı?

Teyzesi Canan'a 5 lira harçlık vermiş. Küçük kız hiç bir şey demeden parayı alıp cebine atmış. Bunu gören annesi kızını uyarmak istemiş.

- Kızım! Teyzene bir şey söylemen gerekmiyor muydu?

Küçük kız anlamamış gibi bakınca annesi hatırlarmak için şöyle demiş:

- Hani baban bana para verdiğinde ben ne diyorum?

Bunun üzerine Canan teyzesine dönerek:

- Hepsi bu kadar mı, demiş.

Matematik

Emekli öğretmen yolda giderken, yanına son model bir araba durmuş. İçinden çıkan bir genç:
- Hocam sizi gideceğiniz yere kadar götüreyim.
Öğretmen genci tanımamış. Genç:
'Benim hocam Hacıbekir, tanımadın mı? Kayseri Lisesinden'
Öğretmen biraz hafızasını yoklayınca genci tanımış.
- Lan oğlum Hacıbekir seni tanıdım ama, bu ne zenginlik, sen fakir bir öğrenciydin.
Hacıbekir anlatır:
-Öyleydim hocam ama, okuldan sonra ticarrete başladım. Kısa zamanda biraz para kazandık.
Bunu duyan öğretmen iyice şaşırır:
- Lan oğlum ticaret hesap işidir. Ben seni matematikten sınıfta bırakmamış mıydım. Sen nasıl ticaret yapıyorsun?
- Valla hocam matematik falan bilmem. 11'e alıp 4'e satıyorum. Aradaki %3'le de geçinip gidiyoruz.

İki sosyalist iki horoz

İki sosyalist arkadaş oturmuş konuşuyorlardı:

- Arkadaşım senin iki araban olsa birini bana verirdin değil mi?

- Elbette verirdim.

- İki evin olsa birini verirdin değil mi?

- Verirdim tabi.

- İki horozun olsa birini verirdin değil mi?

- Hayır, vermezdim.

- Neden?

- İki horozum var da ondan.


·  Piyanist Temel

Temel kendini geliştirmek için Avrupa'ya gitmiş. Ve piyano çalmaya karar vermiş. Çalışmaları sonucunda dünya çapında bir piyanist olmuş. Ayrıca laz olduğu bilinmesin diye de burnuna estetik yaptırmış.
Derken bir konser için Türkiye'ye gelmiş. Muhteşem bir konser vermiş. Dinleyiciler Temel'i alkışlarken birisi, "Yaşa, varol lazoğli!" diye bağırmış.
Temel bu dinleyiciyi yanına çağırmış ve "Benim laz olduğumu nereden anladın?" diye sormuş.
Dinleyici şöyle cevap vermiş: Ula herkes piyano çalmaya başlamadan önce piyanoya yaklaşır, tabureyi altına çekip öyle oturur. Sen tabureye oturdun, sonra da koskoca piyanoyu kendine doğru çektin.

Sanırım şehre yaklaştık

Temel ile Dursun arabayla köyden şehire gelmektedirler.

Dursun: -Sanırsam şehre yaklaştuk.

Temel: Nerden anladun?

Dursun: Daha çok insan ezmeye paşladuk.

Temel: Niye tikkat etmeysun!

Dursun: Arabayı sen kullanaysun.

Dalkavukluk sınavı

Vaktiyle padişahın biri dalkavuk aramaktadır. Ahaliye duyurulur. Ülkenin dört bir yanından dalkavuk olmak için insanlar gelir. Padişah bunları tek tek huzuruna almaktadır. Sonrası şöyle gelişir: 
- Gel bakalım! Demek sen dalkavuksun öyle mi? 
- Evet padişahım. 
- Ama sen hiç de dalkavuğa benzemiyorsun. 
- Olur mu padişahım. Ben dalkavuğum âlâsıyım. Ben... 
- Çık dışarı. Öteki gelsin. 
- Demek sen dalkavuksun. 
- Evet padişahım. 
- Ama sen hiç dalkavuğa benzemiyorsun. 
- Hayır padişahım ben tam bir dalkavuğum. Bakın... 
- Çık dışarı. 
Bu konuşmalar benzeri minval üzere tekrarlanır. Derken içeriye son dalkavuk adayı girer. 
- Gel bakalım. Demek sen dalkavuksun. 
- Evet padişahım. 
- Ama sen hiç dalkavuğa benzemiyorsun. 
- Öyledir padişahım. Ben hiç dalkavuğa benzemem. 
- Dur bakayım yahu. Sen biraz dalkavuğa benziyorsun. 
- Öyledir padişahım. Ben biraz dalkavuğa benzerim. 
- Tamam, işe alındın!

İnsan yaratmak

Materyalistin biri "Bende insan yaratabilirim."diye iddia etmiş. 
"Nasıl yaparsın?"diye sormuşlar. 
"Önce yerden biraz toprak alırım ve..."deyince gaipten bir ses gelivermiş: 
"Önce kendi toprağını yarat!"

Sinyal

Arkadaşı Temel'e arabadan in de bi bak sinyal çalışıyor mu demiş. Temel arabadan inip baktıkan sonra arkadaşına seslenmiş:

- Çalışayi çalışmayi çalışayi çalışmayi.

Erbakancı takip et!

1980 ihtilâli sıralarında Ülkücü, Komünist ve Erbakancı gençler aynı hapishanededir. Ülkücüler bir komünisti  karşılarına alırlar.

- Oku len sübhanekeyi!

Komünist kem küm okurken ülkücüler Erbakancıya dönerek şöyle derler:

- Len Erbakancı sen de takip et bakalım doğru okuyor mu?


İsviçre Çin savaşı

Bir gün İsviçre Çin'e savaş açar. Pekine doğru ilerlemeye başlar. Çinli kurmaylar acele ile Çinli liderin yanına gelirler aralarında şu konuşma geçer:
- Efendim İsviçre bize savaş açmış. Pekine doğru ilerliyorlar. 
- İsviçre ne? 
- Orta Avrupa'da 5 milyonluk bir ülke efendim. 
- Şimdi hangi otelde kalıyorlar lan bu şerefsizler !


Temel ve papağan

Temel omuzunda papağanla kahveye girmiş. Kahvedekiler merakla ''Nereden buldun bunu?'' diye sormuşlar. Papağan cevaplamış: Bunlardan Trabzon’da çok var.

Temel ve Zorro

Temel'i kaçırmışlar. Zorro da onu kurtarmaya gelmiş. Temel'i kaçıran adamı birkaç hareketle etkisiz hale getirdikten sonra adamın giysilerine kılıçla Z harfini çizmiş. Temel hayranlık içinde Zorro'ya baktıktan sonra bağırmış: 
Teşekkürler Züpermen...

Adem'den mi, maymundan mı?

Alican, insanın yaratılışını merak eder. Gidip babasına sorar:
- Baba insanlar nasıl ortaya çıktı? 
- İnsanlar maymundan evrimleşerek bugünkü hale geldiler yavrum. 

Alican bu sefer de annesine gidip sorar:

- Anne insanlar nasıl ortaya çıktı? 
- İnsanlar Hz. Adem'den türemiştir oğlum. 
- Ama anne babam maymundan geldiğimizi söyledi.
- O babanın sülalesi yavrum.



·  Bilim adamı ve şoförü

Ünlü bilim adamı bir konferansa gidiyormuş. Arabayı kullanan şoförü bir teklifte bulunmuş:

- Konferanslarınızı o kadar çok dinledim ki virgülüne kadar ezberledim. İzin verin bu konferansı ben vereyim.

Bilim adamı bu teklifi kabul etmiş. Şoför, arka koltuğa geçmiş, bilim adamı da şoför koltuğuna. Konferansın verileceği salona gelmişler. Şoför çıkmış ve bir güzel konferans vermiş. Sonunda da dinleyicilere "Sorusu olan var mı?" demiş. Dinleyiciler arasında bulunan önemli bir bilim adamı kalkıp oldukça zor bir soru sormuş. Şoför tereddüt etmeden konuşmuş:

- Çok kolay bir soru bu. Bu soruyu şoförüm cevaplasın!

Kaçakçı

Genç bir motosikletli Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çuval sınır polisini şüphelendirir. Polis gence çuvallarda ne olduğunu sorar. Genç "kum var" deyince polis çuvalları açtırır. Ama çuvallarda gerçekten kumdan başka bir şey yoktur. Bu durum her gün böyle tekrarlanır. Sonunda bizim sınır polisi emekli olmuştur. Derken emekli polis bir gün parkta otururken bir adam dikkatini çeker. Bu adam motosikletiyle kum taşıyan gencin ta kendisidir. Hemen yanına gider, yakasına yapışır ve sorar:

- Senin yıllardır sınırdan bir şey kaçırdığına eminim. Aklım hep sende. Yıllardır bunun merakıyla geceleri doğru düzgün uyku bile uyumadım. Lütfen söyle bana artık. Aramızda kalacak. Sınırdan ne kaçırıyordun?

Adam gülümseyerek cevap verir:

- Motosiklet!

İlginç uçak seyahati

Genç adam havaalanında valizlerini teslim ederken görevliye seslenir: Ben New York'a gidiyorum. Ama valizlerimden birinin Paris'e birinin de Londra'ya gitmesini istiyorum.

Görevli şaşırarak cevaplar: Ama efendim bunu yapmamız imkansız.

Genç adam rahatlamış olarak konuşur: İnanın çok sevindim. Çünkü bunu geçen sene yapmıştınız.

Küçük dede

Saçı sakalı ağarmış bir dede yolun kenarına oturmuş hüngür hüngür ağlıyordu. Onu gören bir genç merak edip konuşmaya başladı:

- Dedeciğim neden ağlıyorsun?

- Babam dövdü.

- Babanız mı dövdü. Hmm. Dede sen kaç yaşındasın?

- 95.

- Peki babanız kaç yaşında?

-120.

- İyi de suçun neydi de baban dövdü seni?

- Dedeme ters cevap verdim!

Ben de satardım

Balıkçıyla müşterisi konuşmaktadırlar:

- Hamsinin fiyatı ne kadar?

- Dört milyon.

- Ama karşıdaki balıkçıda üç milyon.

- Git ordan al.

- Orda kalmamış.

- Bende kalmasa ben de üç milyona satardım!

Zil

Ufak bir çocuk apartman ziline basmaya çalışıyormuş. Ama boyu zile yetişmiyormuş. Oradan geçen yaşlı bir amca çocuğa yardım etmek istemiş:

- Hangi zile basmak istiyorsun evladım, diye sormuş.

Çocuk da:

- İkinci zile amca, demiş.

Adam zile bastıktan sonra çocuğa sormuş:

- Eee, şimdi ne yapacaksın?

Çocuk da:

- Sizi bilmem ama ben kaçacağım, demiş.

Evlilik

İki arkadaşın arasında şu konuşma geçer:

- Yaşın başın geçiyor. Evlenmeyi düşünmüyor musun?

- İstediğim şartlarda birini bulsam, evleneceğim.

- Neymiş o şartlar?

- Güzel olsun, tutumlu olsun, zengin olsun, kültürlü olsun, şefkatli olsun, güzel yemek yapsın, itaatkâr olsun, güvenilir olsun, esprili olsun.

- İyi de abi, birden fazla evlilik yasak değil mi?

Siyanürlü karpuz

Çiftçinin biri tarlasına dadanan çocuklardan kurtulmak için tarlasının kenarına bi tabela koymuş. Bu tabelada "Dikkat! Karpuzlardan birisi zehirlidir!" yazıyormuş. Akşam da bi yere saklanıp karpuz yiyemeden dönen çocukları zevkle seyretmiş. Ertesi sabah tarlasına geldiğinde kendi levhasının yanında başka bir levha görmüş. Levhada " Artık karpuzlardan iki tanesi zehirli!" yazıyormuş.

Niye işsizim!

İş arayan adamla şirket görevlisi konuşmaktadırlar.

- Neden iş arıyorsunuz?

- Çünkü işsizim.

- Ne iş yaparsınız?

- Paris'te timsah avlarım.

- İyi de Paris'te timsah bulunmaz!

- Bu yüzden işsizim!

İki tane daha

Temel'in biri çölde susuz kalmış. Tam ölmek üzereyken sihirli lambayı bulmuş. Lambadan cin çıkmış ve " Üç dilek hakkın var! demiş. Temel su istemiş. Cin Temel'e bir şişe su  verip bu şişe sihirlidir, hiç bitmez." dedikten sonra "İki şey daha iste." demiş. Temel de " Bu şişeden iki tane daha istiyorum."demiş.



·  Minik serçe

Minik bir serçe uçmayı yeni öğrenmiş sevine sevine uçuyormuş. Derken tam karşısından bir motosikletlinin geldiğini görmüş. Kaçamamış ve motosikletlinin kaskına çarpmış. Bayılıp yere düşen serçeyi motosikletli alıp evine götürmüş. Bir kafesin içine koymuş.  Kafese de yem ve su koyup işe gitmiş. Bizim serçe ayılıp da kendini kafesin içinde görünce şöyle demiş: Vay be! Motosikletliyi öldürüp hapse girmişim.

Alıştıra alıştıra!

Dursun'un babası ölmüş. Bu acı haberi alıştıra alıştıra Dursun'a söyleme görevini Temel'e vermişler. Temel Dursun'un yanına gitmiş ve sormuş: Dursun senin dayın var midur? Dursun demiş "Vardur." Temel demiş "Anan var midur?" Dursun demiş "Vardur." Temel demiş "Baban var midur? Dursun demiş "Vardur." Temel de demiş "Sen öyle zannet!"

Kayserili tuhafiyeci

Kayserili tuhafiyecinin işleri kötü gitmeye başlamış. Çünkü sağ tarafına yeni bir tuhafiyeci açılmış ve dükkanın üzerinde kocaman harflerle "Gerçek Ucuzluk" yazıyormuş. Bir de soluna tuhafiyeci açılmış. Onun da üzerinde kocaman harflerle "En Büyük Tuhafiye Mağazası" yazıyormuş. Sonunda Kayserili bir çözüm bulmuş ve dükkanının üzerine şunu yazmış: Mağazaya Buradan Girilir!

Az kalsın kazıklanacakmışım!

Yahudi'nin biri topal bir eşeği satacakmış. Uyanıklık edip eşeğin ayağının altına bir çivi çakmış. Kayserili eşeğe talip olmuş. Çiviyi çıkarırsam topallığı geçer diye düşünmüş. Ertesi gün Yahudi pazarda " Hani kayserililer uyanık olurdu. Anadan doğma topal eşeği kakaladım." diye övünüp durmuş. Bu laf kayserilinin kulağına gidince tepkisi şöyle olmuş " Demek sahte para vermesem kazıklanacakmışım!

Kolay hesap

Temel ile Dursun trende seyahat ederlerken bir sığır çiftliğinin önünden geçiyorlarmış. Temel Dursun'a dönüp " Ha bu çiftlikte tam 856 inek vardur." demiş. Dursun şaşırarak " Ula Temel haçan nasul pildun? Tren vızz diye geçtu da!" demiş. Temel şöyle cevaplamış " Kolaydur. Ayaklaru sayıp dörde böleyrum."

Gözlük ihtiyacı

Temel bir dükkana girer ve tezgahtara "Bir gözlüğe ihtiyacım var." der. Tezgahtar ise "Bence de ihtiyacınız var. Çünkü burası gözlükçü değil, lahmacun salonu." diye cevap verir.

Politikacı bu!

Seçim çalışmalarından dönen ve içi politikacı dolu bir otobüs şarampole yuvarlanmış. Kazayı duyan köylüler olay yerine gelmişler ve cesetler kurda kuşa yem olmasın diye hepsini gömmüşler. Sabah olunca jandarma olayı soruşturmaya gelmiş. Komutanın biri köylülere sormuş:

- Demek bütün politikacıları gömdünüz. Peki öldüklerinden emin miydiniz?

Köylülerden biri cevap vermiş:

- Bazıları yaşadıklarını söylediler ama politikacıları bilirsiniz, hep yalan söylerler!

Fark!

Zengin ve görgüsüz adam şoförüne sormuş: 
- Eşekle şoför arasında ne fark vardır? 
Şoför biraz düşünmüş ve "Bulamadım patron. Nedir?" demiş. 
Patron cevaplamış: Eşeğe çüş deyince, şoföre dur deyince durur!
Şoför sinirlenmiş ama belli etmemiş. Peki patron ben size bir soru sorayım "Eşekle patron arasında ne fark vardır demiş.
Patron düşünmüş ve sonra "Bulamadım, nedir? demiş.
Şoför yanıtlamış: "Ben de bulamadım!"

Satılık Toyota

Kayserili iş adamının eşi ölmüş. Gazeteye taziye ilanı vermeye gitmiş. İlan görevlisi, vereceği ilanı yazması için bir kağıt uzatmış. Kayserili şunları yazmış: "Ayşe'yi kaybettim. Üzgünüm." Bunu gören görevli 3 kelime daha yazabileceğini söyleyince Kayserili şu notu eklemiş: "Satılık Toyota var."

Ne sandın?

Adamın birine otomobil çarpmış. Bir ayağını kaybeden adam, şoförden şikayetçi olmuş. Mahkemeye gitmişler. Adam şoförden 40 milyar lira tazminat isteyince şoför ayağa fırlayıp:

- Be adam! Sen beni Sabancı ya da Koç mu zannettin, demiş.

Bu lafın üzerine ayağını kaybeden adam da:

- Peki ya sen beni kırkayak mı zannettin, demiş. İnsanım ben insan!



·  Saf değilmiş!

Müşteri, yanındaki otel müdürüne çıkışmış:

- Bu parayla bu küçücük odada kalacağımı zannediyorsanız fena halde yanılıyorsunuz! Sandığınız kadar saf değilim!

Müdür gülerek cevap vermiş:

- Sakin olun efendim. Burası asansör!

Akıl vergisi

Fransa kralı 15. Lui'ye dostlarından biri şöyle demiş:

- Majesteleri. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse akılsız olduğunu kabul etmez ve bu vergiyi seve seve öder.

15. Lui alaylı bir şekilde şöyle cevap vermiş:

- Tebrikler dostum, güzel fikir. Bu buluşuna karşılık seni akıl vergisinden muaf tutuyorum!

 

Beş var!

İlkokul öğrencisi iki arkadaş arasında şu konuşma geçer:

- Saat kaç?

- Beş var.

- İyi de kaça beş var?

- Bilmiyorum. saatin akrebi kayboldu.

Bilet

Yaşlı bir teyze belediye otobüsüne biner ve şoföre der ki:

- Evladım, biletim yok. Bir sonraki durakta inip bilet alabilir miyim?

Şoför de "Tamam teyze. Ama önce bir yolculara sorun." der.

Teyze de yolculara döner ve sorar:

- Afedersiniz. Bir sonraki durakta inip bilet alabilir miyim?


Bulaşıkçı

İşsiz bir adamla, bulaşıkçı olarak işe başlamak istediği lokantanın sahibi arasında şu konuşma geçer:

- Kaç dil biliyorsun?

- 14!

- Dalga geçiyorsunuz herhalde.

- Önce siz başlattınız!

Üç ay mühlet

Hâkim adama sormuş:

- Davacıya olan borcunu üç yıldır ödemiyormuşsun. Neden?

Adam boynunu büküp cevaplamış:

- Hâkim bey! Borcumu ödeyeceğim ödemesine ama bana üç ay mühlet ver diyorum, vermiyor. Üç yıldır beni oyalıyor!

Çok sadıktır

İki avcının arasında şu konuşma geçer:

- Köpeğinizi bana satmanızı istiyorum ama sadık bir köpek midir?

- Evet çok sadık bir köpektir. Size yüzde yüz garanti veririm.

- Nasıl bu kadar emin konuşuyorsunuz?

- Emin konuşuyorum çünkü şimdiye kadar sekiz kere sattım. Hepsinde de bana geri geldi.

Hasta öğrenci

Okul müdürü odasında otururken telefonu çalar. Açtığında incecik bir çocuk sesiyle kaşılaşır:

- Müdür bey! Bizim oğlan çok hasta. Bugün okula gelemeyecek.

Müdür, peki siz kimsiniz diye sorar. Çocuğun cevabı şudur:

- Ben mi? Babam!

Nedeni basit

Küçük çocuk, gecenin ileri bir vakti komşunun kapısını çalmış. Kapı açılınca demiş ki:

- Babam teybinizi istiyor.

- Ne yapacaksınız teybi? Kasetmi dinleyeceksiniz?

Çocuk sakince cevaplamış:

- Hayır! Babam uyumak istiyor.


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam15
Toplam Ziyaret18013
Anket
Kitap okuma sıklığınız nedir?