• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/yedikedi
  • https://www.twitter.com/alinin_teki

İyi, güzel, faydalı paylaşımlar

Faydalı olabildiysek ne mutlu

Videolar
Ziyaret

Teravih izlenimleri

İş bu yazılar Ali Yıldız'ın 2017 yılı Ramazan ayındaki teravih anılarını içerir.

TERAVİH 1 - MESCİD-İ AKSA CAMİİ

İlk teravih, başka yerde olmayı planlamama rağmen mahallemizdeki camiye kısmet oldu. Girişte "Bu camide çocukların dokunulmazlığı vardır." yazısı dikkatimi çekti. Yazıyı görünce "herhalde yani" deyip geçtim. İçeri girip ilk sünnet için namaza durduğumda moda tabirle "gülüşen" ama bana göre kikirdeyen çocuklardan ürkmedim değil. Kendi çocukluğum da geldi aklıma. Kendimizi tutamayıp çok gülmüşsek namazın ortasında kaçardık camiden. Çünkü o zamanlar dayak D vitamini olarak görülüyordu. Caminin önündeki evlerden birinin önünde koştururken ev sahibinden çifte yeyip duvara yapışmışlığım da var çok şükür.
Neyse teravihe geçildiğinde çocuklardan çıt çıkmadı.
Hocamız teravihe başlamadan önce "yaşlı cemaatimizi yormadan, gençlerimizi bıktırmadan" ince mesajını vererek içimize su serpti. Teravihe başlamadan önce ceketleri, hırkaları çıkarmak suretiyle cemaat "hazırız" mesajını verdi. Deyim yerindeyse teravihe hızlı bir giriş yapmışız. İlk 10 rekatte özenle seçilmiş kısa ayetler okudu hoca. Allah var telaffuzu iyiydi, yuvarlamadı. Son 10 rekatte de Zamm-ı Sûreler okudu. Aralarda salavat okundu. Teravihin 8. rekatında beyin başına düşen oksijen miktarının oldukça azaldığını hissettim. Sonra bi serinlik geldi. Vitir namazını kılıp tesbihata geçtiğimizde saatler 22:25'i gösteriyordu. Burda teravihin 40 dakikayı geçmediğine dair rivayetler doğruymuş demek ki.
İlk teravihimizi kılmış olduk böylece. Rabbim nasip ederse yarın başka bir camimizde olacağız inşaallah.
Cümle Müslümanların Ramazan-ı Şerifi mübarek olsun.
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 2 - EV
Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir demişler. Biz, Allah'ın takdiri diyoruz. Teravih namazını bugün için kim bilir hangi camide kılacağım derken teravihe gidememek nasip oldu. Gidememek nasip olur mu? Olur. Kaldı ki normal şartlarda da tüm teravihleri camide kılmak gibi bir planım yoktu. Teravih 1'i okuyanların hatırlayacağı üzere o gün de olmayı düşündüğüm yerde değildim. Zaten ben gezegen olarak da Dünya'yı planlamamıştım. Daha küçük şirin bir sahil gezegeni vardı aklımda. Kardeş sen artık plan yapma madem nasıl olsa hiç biri gerçekleşmiyor diyenler olabilir. (Olabilir, yani izin veriyorum.) Dün yine Müslümanlar camilere akın etti. Birçok camide çocuklar gülüştü, dedeler terledi. Bugün dünkü ilk teravihten farklı olarak belki göbekler ovuşturuldu, o son böreği yemeyecektimler içten geçirildi.
Velhasıl Ramazan geldi, hoş geldi. Peki ne getirdi? Tabi ki ne beklediysek onu.
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 3 - HACI ABİT CAMİİ
Beşiktaş'ın şampiyonluğu garantileyip 3. yıldızı taktığı bu mübârek gecede 3. teravihi kılmak üzere ata binmiş gelin misali arabaya binip ya nasip dedim. Ezana nerede yakalanırsam oraya en yakın camiye girerim diye düşünüyordum ama düşündüğüm gibi olmadı. Ezan sesini duyabileyim diye açtığım camdan içeri giren vaaz sesini duyunca yavaşladım. Nurani yeşille ışıklandırılmış şadırvan bana solda bir cami olduğunu söyleyince durup arabayı park ettim. Caminin girişini bulmakta epey zorlandım çünkü karanlıktan mı bilmiyorum yapıyı camiye de pek benzetemedim.
İçeri girerken ayakkabılıkların olduğu aralıkta misket oynayan iki çocukla karşılaştım. Çat çut sesleri çıkararak misket oynuyorlardı. Kızıp burası misket oynanacak yer mi diye geçirdim içimden ama hoşgörülü bir mü'min gibi gülümsedim çocuklara. Benim gülümseyişime gülümseyerek cevap verdiler. Benimkinin aksine onların gülümseyişinin samimi olmasını umuyorum.
Camiye girip oturduğumda hoca vaazına devam ediyordu ve ezana bir kaç dakika kalmıştı. Hoca iyilikten bahsediyordu ve aşağı yukarı şöyle bir cümle kurdu: İyilik yapar gibi GÖRÜNMEMELİ, iyilik yapıp GÖRÜNMEMELİ. Sonra ecdadın hayır hasenatı gece yaptığından, veresiye defterlerinden ihtiyaç sahiplerinin borçlarını sildirişinden falan bahsederken garip bir şey oldu. Ezan okundu. Hayır garip olan ezan okunması değildi tabi ki. Hoca ezan başlar başlamaz bir cümleyle dua edip el fatiha dedi. Üstelik ezan başladığında bir cümlesi yarım kaldı. Onu bile tamamlamadı.
Bir de hatimli teravih mevzuu var ama camiye girer girmez hatimli kılmadıklarını anladım. Çünkü camide hatimli teravih kılma oranı camideki boşluk oranı kadardır. Cami % 100 doluydu ve bu da hatimli teravih oranının % 0 olduğunu gösteriyordu.
Hocamız kısa ayetlerle teravihi kıldırdı. Nedense sürekli "ve gına azaben nâr" cümleleri kaldı hatırımda.
Teravihin ilk rekatlerinde özellikle yaşlı cemaatin acele hareketlerle rükû ve secdeye eğilip kalkmaları hep olduğu gibi dikkatimi çekti. Halbuki ne kadar acele edersen et hocadan önce bitiremezsin. Zaten onlar da teravihin ilerleyen rekatlerinde hızlarını kaybettiler.
Namaz bittiğinde saatler 22:25'i gösteriyordu ki bu ilk teravihte olduğu gibi 40 dakika mucizesine işaret ediyor.
Hacı Abit kimdir merak etmedim değil ama Google bana facebook profillerinden başka bi şey getirmedi.
Camiden çıkarken ise hatimli teravihle alakalı bir sürpriz bekliyordu beni. Ne yaptın hocam bütün sırrı bozdun ya!
 Hatimli teravihler

--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 4 - NİZAMİYE CAMİİ
Daha dün hoş geldin ya şehr-i Ramazan demişken teravihi dörtledik bile. Ramazan minik bir hayat provası. Ve hemencecik gelip gidiveren Ramazan, bize hayat çok kısa diyor. Nisan ayı, Mayıs ayı da gelip geçiyor ama Ramazan bir başka. Bir iklim olarak gelip sarıp sarmalayıp, hayatımızı değiştirdiği için gelişi ve gidişi daha çok etkiliyor bizi. 
Bugünkü teravih için durduğum cami de dünkü gibi ilk kez namaz kılacağım bir cami. Girerken tabelasına iyice baktım. Hatimli teravih kılınan camilerden birinin adı gibi durmuyordu. Hatimli teravihten korktuğumdan değil. Bu mevzuyu abartmayalım. Teravih sonrası dünyayı değiştirme toplantımız olduğundan oraya geç kalmak istemiyorum hepsi bu. Camiye girerken ezan başladı ve camide iki saf cemaat vardı. Bu cami niye boş yahu? Yoksa!..
Neyse ki hoca teravihin ilk rekatine "Fil" suresi ile başladı da dünyayı değiştirme toplantımıza geç kalmayacağımız için sevindim. İnanın sırf bunun için. Caminin boş oluşunu ise hocanın teravihe özel tarife uygulamayıp namazı aheste aheste kıldırışına bağladım. Aheste dediğime bakmayın yatsının farzı gibiydi. Üstelik hızlı kılınan teravihten sadece 5 dakika daha uzun sürdü. Yani eğer bunun için boş ise cami gerçekten yazık. İnsanlar niçin kampanya olmayan yerlere duyarsız? İlla ki devasa İNDİRİM yazıları mı olmalı vitrinde? Doğrunun müşterisi olmak neden bu kadar zor? 
"Neden ıssız caddedeki kalabalık,
Niye cıvıl cıvıl mezarlıklar." (İbrahim Tenekeci - İfşaat)
Oof of! 
Toplantıma gideyim de şu yamuk dünyanın yamuk yerlerinden bir yeri daha tekmeleyeyim.

--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 5 - MİMAR SİNAN CAMİİ
İstediğimiz zaman yiyip içebilmenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu öğrendiğimiz mübarek Ramazan ayının 4. gününün akşamında 5. teravih için yola çıktım. 2. Toki tarafında bir camiye giderken hastane önündeki yol kapalı olduğundan ara sokaklardan birine sapmak zorunda kaldım. Yol kapalıydı çünkü artık hatimli teravihe yakalanmanın vakti gelmişti. Yaklaşık 500 kişilik olduğunu tahmin ettiğim Mimar Sinan Camiinde 70-80 mübarek insan namazı bekliyordu. Mihrabın önünde 3 hocayı ilk kez gördüm. İkisi genç hafızlardandı ve anlaşılan namazı dönüşümlü kıldıracaklardı.
Yalan yok hesap yaptım. Şimdi teravihin her rekatinde 1 sayfa okunuyorsa en fazla 3 dakika sürer. Yok, ne 3 dakikası 2 dakikayı geçmez... Yahu olur mu öyle şey hafız bunlar 1'er dakikadan 20 dakika olsun gibi şeyler hızla geçti aklımdan. Namaz bittiğinde saatler 23:00'ü gösteriyordu. Hepi topu yarım saat fazla Kur'an dinlemiştik. 
Eh Ramazan da Kur'an ayı değil mi?

--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 6 - SARIKEÇİLİLER CAMİİ
Ramazan ayının 5. günü itibarıyle bir kez daha anlamış bulunuyorum ki insan alışan bir varlıktır. İyi ya da kötü farketmez müthiş bir alışma kabiliyeti var insanın. Ramazan, iyi huylu bir arkadaş gibi. Bizi biraz kendimize getiriyor, rota düzeltmesi yapıp gidiveriyor. 
6. teravihi nasıl olduysa planladığım camide kılmak nasip oldu. Dün de Sarıkeçililer Camii'ni hedefleyerek yola çıkmıştım ama olmamıştı. Bugün oldu. Demek ki planlarımızda ısrarcı olmamız işe yarayabiliyor. Elbette tüm planların üstünde bir plan yapan olduğunu akıldan çıkarmamalı. 
Camiye girdiğimde hoca vaazında Ramazan'da sofralarımızın halinden bahsediyordu. Çorba, yemek, sulu yemek, etli yemek, pilav, salata, meşrubat, yoğurt, tatlı derken sofralarımızın Firavun sofrasına benzediğini söyledi. Sofrada 3 çeşitten fazlasının uygun olmadığını belirtti. Bunu daha önce ya duymamıştım. Ya da işime gelmediği için unuttum, bilemiyorum. Ramazan sofraları özellikle misafir ağırlarken biraz da misafire mahcup olmayalım diye tam da hocanın tarif ettiği gibi olabiliyor. Eğer o gün için hazırlanan yiyecek ve içecekler ertesi günün sofrasında bile tüketilemeyip de çöpe gidiyorsa gerçekten yanlış giden bir şeyler var demektir.
Velhasıl 6. teravihten nasibimiz de bu oldu.

--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 7 - Hz. EBUBEKİR CAMİİ
Fakir düşme korkusuyla mal biriktirme hırsına kapılan insanlar gibi sahurda tıka basa yiyip içtiğim, güç ayarlarını minimuma getirmek suretiyle mümkün olan en uzun şarj süresine ulaşmak için çabaladığım mübarek Ramazan'ın 6. günü de bitti. Cenab-ı Allah'ın mevsim normallerinin altında seyrettirdiği hava sıcaklıkları ile "Ha gayret kulum" deyişini zikretmezsek nankörlük etmiş oluruz tabi ki.

7. teravih için Hz. Ebubekir Camiindeydim. Teravih normallerinde seyreden bir cemaat popülasyonu vardı. İlk günlerin coşkusu yerini iftar davetlerine bırakmış olmalıydı. 100-120 civarı Müslüman ile omuz omuzaydık. 

Namaz bitti ve tesbihat için arka saflara ilerleyip oturdum. Eğer tesbihlere uzak bir yere oturduysanız ve tesbihiniz yoksa bir mahrumiyet hissi kaplıyor içinizi. Sağ elinizin baş parmağını serçe parmağınıza koymuş beklerken bir mü'min sizi farkedip de metrelerce öteden tesbih fırlatınca minnettar bakışlarla baş eğip gülümseyerek teşekkür etmeniz gerekiyor.

Ben bu tesbih meselesiyle alakalı olarak Diyanet'in Tesbih Tespit Komisyonu kurup tüm camileri dolaşıp tesbih tanelerinin doğru sayıda olup olmadığını araştırması gerektiğini düşünüyorum. Zira bazı kötü niyetli kişiler camilere eksik taneli tesbih koyuyor olabilirler. Bu şakaydı ama müezzinler Amenerresulü'den eksiltmesin be abi.
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 8 - EVDEYİM
Daha az mübârek olan (!) 11 ayın yatsı namazlarında camiyi boş bırakıp teravihe koşturan mü'min kardeşlerime tepki olsun diye arada teravihe gitmem. (Onlar da buna çok gücenirler.)

Ramazan rota düzeltmesidir demiştik. Düzeltmenin ne derecede olduğunu görmek isteyen Ramazan'ın son günü teravihin olmadığı gece yatsı namazına gitsin. Ramazan öncesine dönüyor durum. Hani olmaz ya mübarek Ramazan bir şeyini unutup geri dönse ve bizi görse çok üzülürdü. Hoş geldin ya şehr-i Ramazan diye sevinçle karşılayışımızdan ve giderken hüzünle elveda deyişimizden herhalde şüpheye düşerdi.

Madem teravihe gitmedik çok uzatmayalım: Din, samimiyettir.
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 9 - MAKRO'NUN ORDAKİ CAMİ
Buzlukta Ramazan'ın gönlünü incitecek tartışmalarımız var. Ramazan gelmeyedursun bunları buzluktan çıkarıp ısıtıyor ve tartışmaya başlıyoruz. Ev sahibinin misafir varken yaptığı tartışmalar misafiri incitir. Onlar kendisi yüzünden tartışıyorlar zanneder. Daha dikkatli olalım.

9. teravihte Makro'nun ordaki camideydim. Yaa işte adres tarif ederken camileri referans aldığımız günlerden camilerin adresini tarif ederken AVM'leri referans aldığımız günlere geldik. Ben bu camiyi hep Makro'nun ordaki cami diye bildim. Çünkü onu hep Makro'ya gittiğimde gördüm. Meğer bu caminin adı Tekstil Camii imiş. Gittiğim camilerin tabelalarını görmeye çalışıyorum. Buna bi baktım ben şok, ben iptal. Çünkü ben Tekstil Camii ismini hatimli teravih kılınan camiler listesinde görmüştüm. Bu cami olduğunu bilsem burada karar kılar mıydım bilmiyorum.

Camiye girdim oturdum ama nefsim eğilip fısıldadı. Abi 8 rekat kılar çıkarsın... Dedim sen şeytanın yedeği falan mısın? Yok abi dedi ben senin iyiliğini düşündüğümden... Dedim tamam bu yanıtınla kuşkum ortadan kalktı. Neyse bu sustu tabi. Neticede 2. hatimli teravih namazımızı kılmış olduk ama namazda aklıma bi icat geldi. Hocanın okuduğu ayetlerin meallerinin alt yazı gibi geçtiği seccade ya da cami halısı. Olur mu dersiniz?
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 10 - YİNE Mİ EV?
Vaktiyle teravihlerde cami cemaatinin yoğunluğundaki değişimi kafamda canlandırıp bir grafik hazırlamayı düşünmüş sonra unutmuştum. Fotoğraftaki grafiği görünce vay be dedim.

Cami, hayatımızdaki yerini bir türlü doğru ayarlayamadığımız bir mekân. Cami deyince aklımıza namaz geldiği müddetçe de bu yer doğru olmayacak. Başka bir şey cami. Camiler namaz kılınan yerler olmamalı. Namaz da kılınan yerler olmalı.

Cuma, bayram ve teravih namazlarında dolup taşan, sonra pek uğranmayan camilerin görünür yerlerine "Camimizde vakit namazları da kılınmaktadır." yazıları asmak iyi bir fikir olabilir. Ancak cami ile ilişkimiz namaz kılıp çıkmak olduğu müddetçe pek bir şey değişmeyecek. Dinlenme tesislerindeki en atıl yerlerin mescidler olması gibi camilerimiz de hayatımızın en atıl yerinde. Bu sorunu aşarsak ve camileri sık uğradığımız yerler haline getirirsek iş bitmeyecek. İslâm deyince aklımıza namaz, cami geldikçe ıskalamaya devam edeceğiz. İki namaz arası boşluk var ya! Hah orası boş kaldığı müddetçe direkleri dikeceğiz ama binayı yapamayacağız. Tıpkı Ramazan'ı da diğer mübarek 11 ay ile desteklememiz gerektiği gibi.
 teravih-grafik
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 11 - İMARET CAMİİ
Mübarek Ramazan'ın 10 günü gitti. Tıpkı hayat gibi tam alışmak üzereyken bitecek. Çocuklar hâlâ alışmadı tabii. Derslerde sürekli atıştırdıkları için yememek ve içmemek onlara büyüdüklerinde çok garip gelecek. Bazen yediklerinden bize de ikram ediyorlar. Bakıp 3 saniye gülümseyince "Aa oruç!" diyorlar. Canım çekmesin diye sıranın altında gizli gizli yiyen de yok değil.

11. teravih için İmaret Camiindeydim. İlk günkü teravih dışında camilerde çocuk göremez oldum. Cemaatin yaş ortalaması epey yüksek. Yaş ortalaması bana bir anımı hatırlattı. Üniversite yılları okuldan çıkmış eve dönüyorum. Caminin yanından geçerken ezan okundu. Camiye gireyim de şu cemaatin yaş ortalamasını düşüreyim dedim. Camideki tek genç bendim. Sağımda solumda 70'lik dedeler. Yaa işte siz ahir ömrünüzde kaçacak yeriniz olmayınca geliyorsunuz camiye bakın oysa ben gibi düşünceler uçuşuyor kafamda. Birazdan namaz bitecek ve dedeler beni takdir edecekler diye düşünüyorum. Selam verdik. Sağımdaki dede bana bakıyor. Biraz bakınca ben de ona baktım. Gayet ciddi bir şekilde ellerini dizlerine koyarak tahiyyatta ellerin parmakları dümdüz birleşik olur dedi. Parmak araları açılmamalıymış. Tamam dedim. Niyesini araştırmadım. O gün bugündür ellerimi hazıroldaki asker gibi sıkı ve düz tutmaya çalışırım.

Camiler, dedeler. Çocuklar nerdeler?
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 12 - ZENBİLLİ ALİ EFENDİ CAMİİ
Bizi felaha kavuşturacak tüm yollar işgal ve iğfal edilmiş durumda. Özellikle de rağbet edilenler. İyi ya da kötü Ramazan'a millet olarak bi rağbetimiz var. Bu nedenle onu bağlamından koparmak için özel çalışmalar var. Özellikle belediyelerin Ramazan eğlenceleri, Ramazan kredileri, oruç dayağı haberleri, yemek programları vs. Tüm bunlardan kaçabilirseniz bi nebze Ramazan'dan lezzet alabiliyorsunuz.

12. teravih için yola çıktım. Hatimli teravih kılınan İmam-ı Azam Camiinin yanından usulca u dönüşü yaptım çünkü ara sokakta bir cami gözüme çarpmıştı. Girerken minarenin üzerindeki tabelasına baktım. Zenbilli Ali Efendi camiine gelmişim. Dışarda epey çocuk vardı. Selam vererek yanlarından geçtim. İçlerinden en büyüğü "Aleyküm selam abicim." diyerek selamımı aldı. Amca demeyişi dolayısıyla ayrıca sevindim. İçeri girdiğimde de çocuklar olduğunu gördüm. Demek ki mahalle aralarındaki camilerde çocuklar hâlâ camilere geliyor. Kendileriyle alakalı tartışmalardan bîhaber. Çocuklar camiye gelsin mi? Onlara kızan amcaları linç edelim mi? Bu kadar serbestlik de fazla mı? 

Çocuklar istediğiniz gibi değil, yetiştirdiğiniz gibi olurlar şeklinde bir söz var. Sorun zaten istediğimiz gibi yetiştirememek. Bazen veliler çocuklarını şikayet ediyor. Hocam, hiç kitap okumuyor! İçimden çok normal diyorum çünkü muhtemelen anne baba olarak siz de okumuyorsunuzdur. Söyleyecek olsak mazeret hazır: Ama canım iş güç, zaman yok, yorgunluk falan. Sanki çocukluk çok kolay bir meslekmiş gibi. Vaktiniz olsa da bir gün çocuğunuzla çocuk olup o ne yaparsa yapsanız da dünyanın kaç bucak olduğunu anlasanız. 

Çocuklar gördüklerini taklit eden bir fıtrata sahipse anne babalar olarak bizlere de örnek olmak düşüyor. Çocuklarımızı uygun yaşa geldiklerinde camiye getirelim. Ama kısa süren namazlardan başlayalım. Onların sıkılma süreleri daha kısa. Getirmeden önce namaz, cami hakkında konuşalım. Camiden çıkınca camideki davranışlarıyla alakalı takdirimizi ve uyarılarımızı yapalım. Kuralsız olmaz. Her yerin kendine özgü kuralları olabileceğini hissettirelim. Ha bir de çocukları takdir ederken sadece mideleri değil kalpleri ve zihinleri olduğunu da göz ardı etmeyelim.

Safları sık ve düzgün tutalım aramıza şeytan girmesin, saf çocuklarımızla aramızı sık tutalım ki şeytan onlarla da aramıza girmesin.

--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 13 - MÜMİNE HATUN CAMİİ
İnsan bi aşık olunca bi de Ramazan'da yemeden içmeden kesiliyor diye bi söz var mıydı bilmiyorum. Yoksa da demiş olduk. Keşke sadece yemeyi içmeyi değil, kalp kırmayı, kötü söz söylemeyi, kaba davranışları, sui zanları, asık suratlılığı, merhametsizliği de bırakabilsek. Oruç o zaman oruç olacak. 

13. teravih için Karaman'ın uğramadığım köşelerine arabamı süreyim dedim. İnşaatı henüz tamamlanmamış bir camide durdum. Bahçe duvarı yoktu. Camilerin bahçe duvarı olmalı mı onu da bilmiyorum. Kırmızı bir tabelayı zar zor okudum karanlıkta. Mümine Hatun Camii Yardım Derneği yazıyordu hatırladığım kadarıyla. Böyle yazıları zaman zaman sağda solda okuruz. Falan Camii yardımlarınızı bekler. Oturmuş bekleyen bir cami canlanır gözümde. Cuma hutbelerinin bazen can sıkan cümlelerindendir "Falan camii/Kur'an Kursu için namazdan sonra yardım toplanacaktır." cümlesi. Hocalar adına sıkılırım. Onlara söyletmemek lâzım. Hayır için kimseyi ayağına getirmemek, ayağına gidip vermek de lâzım. Bu düşüncelerle camiye girenlere uyup camiye girdim. Bana kalsa giriş yerini bulamazdım. Çünkü inşaat henüz bitmemiş. Kapı falan seçilmiyordu karanlıktan. Muhtemelen caminin üst katı bitmemiş alt katta karmakarışık bir yerde kıldık namazı.

Namaz bitti. Çıkarken şadırvanın üzerindeki yazıda hayırseverin birinin adı yazıyordu. Caminin daha çok işi var: Mümine Hatun Camii yardımlarınızı bekler.

--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 14 - ATTARİYE CAMİİ
Oruçluyken gün içerisinde çektiğim sıkıntının çoğunun sahurda yediğim fazlalıklar olduğu öğrenmiş bulunuyorum. Ne diyordu İbrahim Tenekeci: Ölüm, biriktirdiklerinin altında kalmak olmalı. Sahuru hafifletince oruç da hafifliyor.

14. teravih için yoğun (!) istek üzerine ve çekine çekine Attariye Camii'ne gittim. Caminin çevresinde alışveriş merkezlerine has bir izdiham vardı. Giriş de öyle. Deyim yerindeyse insanlar akın akın camiye geliyorlardı. Burayı minik bir cami sanıyordum. Epey büyükmüş. İçerde de AVM'lere has bir hava vardı. İnsanlar kârlı bir alışveriş için gelmiş gibiydiler. İlk gün mahalle camimizde kıldığım teravihten sonra ilk kez cami bu kadar doluydu. Sebebi belliydi. 22:02'de başladığımız teravihi 22:20'de bitirmiştik. Teravihleri hep 4+4+4+4+4 taktiğiyle kılmaya alıştığımdan 10+10 taktiği garip geldi. Namaz bitip çıktığımızda saatler 23:30'a gelmemişti. 40 dakikada olup bitmişti her şey. Kazandığım bu 5-10 dakikayı evde atom çarpıştırarak değerlendirdim.
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 15 - EV İYİDİR
Kimsenin davulla sahura kalktığı yok aslında ama davulcu geleneği devam ediyor. Neden? Çünkü gelenek. Mani söyledikleri de yok. Bi maniniz yoksa davulcu olmayın kardeşim! Hani gelenek? Manisiz olur mu?

Gelenek demişken "Atalarımızı böyle yapar bulduk." (Şuara 74) diyenler gibi Allah'ın emri mi değil mi diye sorgulamadan din adına yaptığımız o kadar şey var ki. Geleneğin dinin önüne geçtiği hatta dini boğduğu alanlardan biri de Ramazan ve oruç. İftarı yapan soluğu Aktekke'de alıyor. Aktekke dediysek camisi değil meydan. Ramazan eğlencesi, Ramazan konseri, Ramazan gezmesi derken gecelerini heba ediyorlar. Hadi gecenizi heba ediyorsunuz bari çitlek kabuklarınızı yere atmayın :) Hadi camiye teravihe gitmiyorsunuz bari evde oturun benim gibi. Gene bana ev güzellemesi yaptıracaklar zorla :)

Neyse.

Sizi başı boş bırakacağımızı mı sandınız? (Kıyamet 36) diyen, bizi günlük, haftalık ve yıllık olarak, vakit namazları, Cuma namazı, Ramazan ayı ile başı boş bırakmayan, bizi bize bırakmayan Allah'a şükürler olsun.
--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 16 - KODABEYLER CAMİİ
Ramazan 15, yolun yarısı eder. Cahit Sıtkı gibi kim bilir neresindeyiz ömrün? 

16. teravih için yola çıktım. Ezan vakti ne kadar uzakta ise o kadar uzak bir cami hedefliyorum ve her defasında başka bir bölge seçiyorum. Camiye giderken her adımda sevap var denir. Bunun araç versiyonunda tekerlek dönüş sayısı olması lâzım. Ulu hocalarımız umarım bi güncelleme yapmışlardır bu konuda. İşin bir de akaryakıt fiyatları avantajı var. Dünyanın en pahalı benzini demek, en sevap namazı/teravihi demek de olabilir. 

Derken bir camide durdum. Tabelasına baktım. Kodabeyler Camii yazıyordu. Hatimli camiler listesindeki Hacıbeyler olmasın bu, yok yok değildir. Koda? Hacı demek mi düşünceleriyle girdim içeri. Camileri güzel yapan şeylerden biri de içerisinin boş olması. Boşluktan kastım eşya yokluğu. Alabildiğine halı... 37 yaşında olmasam içerde koşarım. Evler öyle değil. Geniş evler satın alıp eşya ile dolduruyoruz. Eşyalardan oturacak yer kalmıyor. Sonra daha geniş bir ev istiyor eşyalar. Evet biz değil eşyalar öyle istiyor.

O geniş düzlükte bir saf cemaatle teravihimizi kıldık. Koşturamadan çıktım camiden. İşte çocuklar burada gerekli. Onlar koşacak biz koşmuş sayacağız kendimizi.

--------------------------------------------------------------------------------------

TERAVİH 17 - EV AMA Bİ SOR NEDEN?

Yanlış bildiğimiz bazı şeyler var. 

1) Oruç tutmanın fakirleri anlamakla ilgisi yok. Çünkü oruç fakirlere de farz. Belki bu orucun yan etkilerinden biridir. Asıl amaç değil.

2) Teravihin, iftarda yediklerimizi eritmekle hiç alakası yok. Çünkü ilk teravihte oruç tutmuyor, son oruçta teravih kılmıyoruz.

3) Oruç tutanlar oruç tutmayanlardan saygı beklememeli. Çünkü saygı, beklenen değil hak edilen bir şeydir. Bana saygı duy, kadar saçma bir cümle daha aklıma gelmiyor. (Belki oruçtandır. İkindi vakti yazıyorum.) Asıl oruç tutanlar, oruç tutmayanları anlayışla karşılamalı, mümkün olduğunca onlara hüsn-ü zan beslemeli, oruçla mükellef olup da tutmayanlar için dua etmeli. Oruç tutmayanlar kendi aralarında oruçlulara saygı ve hoşgörü göstermeyi konuşabilirler. 

4) Bir hocanın bazı konularda katılmadığımız düşünceleri olabilir. Bu, onu listeden tamamen silmemizi gerektirmez. Misal bu Ramazan iftar saatlerinde Ayet Okuyan bi hocayı takip ediyorum. Neymiş hadisleri inkâr ediyormuş. Hep "ayet" diyormuş. Kur'an'ı anlamaktan bu kadar uzak olduğumuz bir dönemde o hocaya kızmak yerine onu dinliyor ve Kur'an hakkında bir şeyler öğreniyorum. Onun programı bitince hadis ve sünnetle alakalı bir şeyler de öğrenmem hususunda elimi bağlayan mı var? Yok. 

5) Orucu uykuya tutturan sevabı rüyasında görür!? Hayır hayır. Belki ilk okuduğumda komik geldi ben de paylaştım bu cümleyi ama öyle olduğunu sanmıyorum. Namaz ve diğer yükümlülükleri aksatmıyorsa, kerahet vakitlerine dikkat ediyorsa bir insan neden uyumasın bu uzun oruç günlerinde. Oldu olacak sahurda bir tas bal yeyip su içmeden oruca niyet etsin ve öğle sıcağında da dışarda beklesin! Müslümanız mazoşist değil.

6) Müslümanlar bu kadar parçalanmışken İslâm Birliği hayaldir! Tabi ki hayır. Müslümanların bu halde oluşu İslam Birliğini hayal değil zaruret yapar.
***
Teravih 18 ve sonrası yok. Ama bunu şey gibi düşünün: Maya takviminde 21 Aralık 2012'den sonrasının olmaması.



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
99 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam28
Toplam Ziyaret18473
Anket
Kitap okuma sıklığınız nedir?